BeRAt 的个人资料(( İklim i BeRAt ))照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
|
Yeni Space'm Bu alan iptal olacak. Bu adres üzerinden devam edeceğim inşallah.. Bazı arkadaşlara davet gönderilmiyor. Eğer isterler ise onlar davet göndersinler inşalllah... selam ve dua ile.. >Çin İşkencesi< ÇİN İŞKENCESİ - Emine ŞENLİKOĞLU Beni derinden sarsan romanlardan biri..Bu roman, Çin zulmünün yaşanmış bir örneğini acı bir şekilde gözler önüne döküyor... Müthiş sürükleyici!.. Kendinizi alamayacağınız muhteşem bir kitap! Okunası, okutturulası... Gözyaşlarınıza hakim olamayacaksınız!.. İnsanın insana reva gördüğü zulumlerin uzakdoğu kaynaklısını bize gösteren; bilinmeyen Türkistan gerçeğini bir kez daha gündeme getiren muhteşem eser. Çin zindanlarında işgence gören buna rağmen direnerek özgürlüğe kavuşmaya muaffak olan binlerce mahkumdan birinin hayatı. *** Sevdiğim kız Aybalam bana el değil parmaklarını sallıyordu. Kimse görmesin diye elini kaldıramıyordu ama ben anlıyordum. Annemin "kurtar Beni Kaan!" diyen sesi hala kulaklarımda Bir alkışlık hürriyet lütfen ! Milletin içinde sevdiğim kız yüzüme tükürünce dünyam karardı. Vayy komünizm vayy! Demek sen... *** "Bugün dost yaralanmış yine gönlüm hoş değil""Bugün dost yaralanmış yine gönlüm hoş değil" ‘’Eğer siz İslam’la ilgilenmezseniz, İslam sizinle ilgilenecek!’’Remy Leveau
30 milyon Müslüman Türk’ün, dert sofrasından yiyip içtiği acılı bir coğrafyadır Doğu Türkistan… ‘’Öz yurtlarında parya ‘’ olan bu insanlar, senelerdir zulmün en kallavisini işkencenin ise kralını görüyorlar… Kur’an okuduğu için gözleri oyulanlar, Türkçe konuştukları için kafası kolu kırılanlar, asimilasyon politikalarına karşı geldikleri için diri diri toprağa gömülenler, çırılçıplak soyulup saatlerce karda sürüklenenler, iki bacağı ayrı ayrı öküzlere bağlanıp o öküzlerin farklı yönleri itilmesi sonucu bedeni ikiye kayrılanlar ve şeytanın bile aklına gelmeyecek daha neler neler... Bunlar yetmiyormuş gibi uzun yıllar nükleer denemelerde kobay olarak kullanılan bu zavallıların 210.000’i vefat etti, binlerce evladı da sakat doğdu… Sağlam doğanlarda Çin zulmü altında doğduklarına pişman oldular ya , oda işin öbür boyutu… Uygar dünyanın gözleri önünde hamile Türk kadınlarından vakumla cenin alındığında bugün demokrasi jandarması kesilen hiçbir devlet kılını bile kıpırdatmamıştı…* * * Bu coğrafya da 1949–1952 yılları arasında hunharca şehit edilen Türklerin sayısı;2 milyon 800 bin kişidir.
1952–1957 yılları arasında ise 3 milyon 509 bin kişidir.
Zulmün ivme kazanması ile 1958–1960 yılları arasında; 6 milyon 700 bin kişidir.
Zulmün doruğa çıktığı 1961–1965 yılları arasında ise; 13 milyon 300 bin kişidir. Bu tarihten sonra Çin’in uyguladığı sistemli soykırım ve kıtlık politikaları sonucunda 35 milyon Müslüman Türk dünyasını değiştirmiştir… Yani Türkiye nüfusunun yarısı… * * * Peki neden? Müslüman ve Türk olan Uygur Türklerini öz yurtlarından bir şekilde ayırmak için… Sonuç? Sonuç şu; Önce Türkleri yıldırıp yurtlarından çıkarmak için bir asimile politikası, tutmayınca; Çinli göçmenleri bölgeye yerleştirme planı… Bu planın sonuçları çok entrasandır!1953 yılında bölgede %75 Müslüman Türk %6 kadar Çinli yaşarken, bugün %38 Müslüman %58 Çinli yaşamaktadır… * * * 2005 yılından beri ise Çin hükümeti bu politikanın bir sonucu olarak, binlerce Türk kızını Doğu Türkistan bölgesinden zorla alıp Çin’in iç kesimlerinde çalışmak zorunda bıraktı. Bu işin ekonomi ile hiç alakası yok! Binlerce yıllık tanışıklıktan dolayı Türk ahlakını çözen Çinliler Türk aile yapısının mihenk taşı olan Türk Kızını mahvetmeye, fuhuş ve taciz ile onun iffet ve izzet abidesi duruşunu bozmaya çalışmaktadır. Son olaylarda bu ahlaksız yaklaşımın bir sonucu… Ama dünya yine kör yine sağır…
Çünkü zulme uğrayanlar hem ‘’Müslüman’’ hem ‘’Türk ‘’
Vurun abalıya… Vurun mazluma... Osmanlı Tarihçisi ve yazar : Ozan Bodur *** ![]() Çocuklardan MarşlarKüçük çocuklardan Çok eski marşlar. Uzun zamandır arıyordum, nihayet buldum. Sizlerle de paylaşmak istedim. Afkan Dağları, Kurşun Gazeli (Savaşa Girdi Kalbim), Ölmez Mücahitler, Mücahidler GeliyorÇatlasa Dünyanın Sabır Taşları, Hayat İman ve Cihad (Ey Şehit), Kurşun Kurşun Üstüne, Şehit Türküsü küçük mücahidlerin ağzından.
Kurşun Gazeli (Savaşa Girdi
Kalbim)
Hayat iman ve cihad alnımızın yazısı Gözlerimde bir hırsı kamçılayan bir arzu Sana ulaşan çağrı Ey şehid ey şehid
Alnı öpülesiler her biri bir dağ gibi Düşseler vurulup da kanlarıyla boğacak Zulmün soğuk sesini Ey şehid ey şehid
Gün geçtikçe büyüyor gönüllerin ateşi Taş yürek ses veriyor doğan İslam güneşi İlk düşen sensin yola Ey şehid ey şehid
Çırpınan kuş misali kalbim sığmaz kabuğuna Allah için bir mermi çıkarırken katına Çağırsın ardımızdan Ey şehid ey şehid Ölmez Mücahitler Allah için savaştaYenilgi yoktur asla. Kanlarımızla atarız İmzamızı her asra. Ölmez mücahidler ölmez Kalpte iman sönmedikçe. Sönmez imanımız sönmez Mücahidler ölmedikçe. Cenneti satın aldık Kanlarımız pahası. Hak boya ile boyandık Yoktur alın karası. -nakarat- Gençler, çocuklar, büyükler Herkes o günü bekler. Kundaklardaki bebekler Dillerde allahu ekber
Anne benim babam yok mu Kurşun kurşun
üstüne İmansızlar
toplandı Kurşun kurşun
üstüne
Şehit
Türküsü ______ Eski marşlar eski ilahiler Afkan Dağları Afgan dağları Afkan dağlarında Afgan Dağlarında Kurşun Gazeli Savaşa Girdi Kalbim Ölmez Mücahitler Ölmez Mücahidler Çatlasa Dünyanın Sabır Taşları Mücahitler Geliyor mucahitler mucahidler Hayat İman ve Cihad Hayat İman Ve Cihat Ey Şehit Ey Şehid Kurşun Kurşun Üstüne Kurşun Kurşun Üsdüne Şehit Türküsü Şehid Türküsü küçük mücahidlerin ağzından küçük mücahitlerin ağzından küçük mücahidlerden küçük mücahitlerden küçük çocuklardan küçük çocuukların ağzından full albüm cocuk sarkilari Çocuk şarkıları islami marşlar marslar cocuk marslari çocuk marşları müziksiz marşlar muziksiz ilahi neşit neşid nasheed indir dinle download dovnload indir indir Dünya Bir İnklap Bekliyor![]() Kitap, her sayfsı ayrı ayrı incelenecek bir kitap. Acizane bir numunesini paylaşalım. ....................... Dikkat: Bence en büyük haksız, haklıyken ,karşı tarafın eteğine yapışıp, ona: " Gönüldaş! Ne yapıyorsun?... Küfür topyekun üzerimize gelirken takındığın bu ayrılık ve eyrılık tavrı ne faciadır! " demeyendir!... Bence en büyük haksız, her itişe kakışa hatta her hakaret ve acı mukabeleye katlanıp sonuna kadar ara bulmaya çalışmayandır. Taraflar arasında küfür ve ihanetten gayrı her, herşey, herşey görmezlikten gelinecek, böyle birşey zuhur ettiği anda da o taraf her tarafça, gık demesine, saflarımızdaki bir anlık boşluğu ilân etmesine bile imkân bırakılmadan tepelenecektir. İslam hikmetii budur, İslâm siyaseti budur; ve bizim şu zavallı halimiz "ayrılık çıkaranlar bizden değildir" hadîsinin kılıncına karşıdır. İyice bilmek lâzımdır ki, bu memlekette bütün şubeleriyle küfrün, boğazlamak üzere her an bıçağını bilediği, ne şu, ne bu birlik, dernek, ocak, ne Süleymancı, ne Nurcu, ne İmam hatipli vardır; sadece Müslüman vardır; Müslümanlık ve Müslüman!... Esir kampları halinde Müslümanları depo etmekte kullanılan hangar mânasiyle değil, kâinata hâkim saray mânasiyle camii ve ruhu kurtarmak isteyenler, birleşiniz!... Komünistler, 19. asrın ortalarında yayınladıkları meşhur (Manifest)lerinde şöyle bağırıyorlardı: _ Dünya proleterleri birleşiniz! Biz de 20. asrın sonuna doğru şöyle haykırıyoruz: _ Müslüman Anadolu gençliği! Birleşiniz! Gerçek İslâmlığın bu sahada ruhu kurtarıcı ve muvazeneyi kurucu hakikatini bütün insanlığa arzederek, her haliyle yeni ve güzel örneği nefsinizde çizgileştiriniz, renklendiriniz, maddeleştiriniz! Ve dünyaya haykırınız: " Ben İslâmın gerçeğindeyim; ve gerçek İslâm bende!... 20. asır tufanından kurtulmak isteyen, Nuh'un yeni gemisine buyursun! Evet ey yeni gençlik! sana düşen, bu tayfun ve kasırga asrında Nuh'un yeni gemisini kızağa koymaktır. Hak yardımcın olsun!... ................. Necip Fazıl'dan Birkaç Vecize..-Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur... -Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.. -Ah şu moda! Şahsiyetsizliğin en güzel sembolü modadır!.. -Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür. -Tarafsız diye bir kelime yoktur. Hakikatin taraflısı olmaya “tarafsızlık” diyoruz. -Batı, bir çirkini güzelleştirme davasında, biz hudutsuz bir güzelliği çirkinleştirme yolundayız... -Güzellik esrardadır... Bu yüzden ki güzel peçe altındadır. -İslam’ın nazarında makbul sermayedar, paraya hakim adamdır, paranın hakim olduğu adam değil. -Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım. -Felsefe; Bulmanın değil, daima aramanın yolu!.. -Ağlayabilseydiniz, Anlayabilirdiniz... Üstaddan birkaç nükte.. (Resimli)Üstadın nüktelerinin ve hatıralarının resimli formatı.. Gerçek boyutundan [ 800 x 577 ] 64% oranında küçültüldü - Tam boy görmek için tıklayınız![]() Gerçek boyutundan [ 707 x 749 ] 72% oranında küçültüldü - Tam boy görmek için tıklayınız Gerçek boyutundan [ 600 x 600 ] 85% oranında küçültüldü - Tam boy görmek için tıklayınız![]() Gerçek boyutundan [ 864 x 864 ] 59% oranında küçültüldü - Tam boy görmek için tıklayınız![]() >Fatih Dirilecektir!<![]() Fatih Dirilecektir! - Necip Fazıl KISAKÜREK (Başmakâlelerim 1'den) Birgün Fatih dirilecektir!!! Evet, lâf ve hayal âleminde değil, doğrudan doğruya madde ve hakikat dünyasında Fatih dirilecektir!!! Birgün, Fatih, sandukasının ihtiyar kapağını genç omuzlarıyle kaldırıp ufkî vaziyette şakulî hale geçecek; ve İstanbulun Divanyolunda görünecektir!!! Birgün onu kâfurdan yontulmuş asîl ve mevzun parmaklarıyle kılıcının kabzasını kavramış, zarif ve ince endamıyle bir masaya eğilmiş ve gök gözleriyle dünya haritasını süzmeğe başlamış olarak göreceğiz. Başındaki heybetli kavuğu, Uludağ'dan daha haşmetli görünecektir. Yürüyecek, semavî bir tecelli karşısındaymış gibi çılgın saflarla kendisini halka halka kuşatıcı yığınlar içinden geçip yürüyecek,kimsenin yüzüne bakmıyacak ve doğru o noktaya,nazik noktaya gidecektir. Fetih günü camiye çevirdiği, ilk cuma namazını içinde kıldığı ve hutbesini bizzat okuduğu Ayasofyanın karşısında, şâhâne gözlerinde bir çift gözyaşı incisi, şöyle mırıldandığı duyulacaktır: -Türkün dâvasına ve tarihine hangi ihanet, bir camiin müzeye çevrilmesine eş olabilir? Sonra Fatih, aynı çılgın halk safları içinden süzülüp Süleymaniye camiinin önüne çıkacak, muhteşem mâbede bakacak ve diyecektir: -Bir zamanlar, belli başlı bir iman ve dünya görüşü mihrakının içinden zaman ve mekâna tahakküm eden Türk milleti, bu eseri verdikten ve her eserini bu eserle denkleştirdikten sonra, asırlar boyunca bu esere bitiştirdiği teneke eserler ve hep aynı tenekedenlerden mamul işler seviyesine nasıl düşebildi? Fatihin bu dirilişi beş asır evvelden beri sarsılmaya, üç asır evvelden beri kararmaya, bir asır evvelden beri feda edilmeye, yarım asır evveleden de hıyanete uğramaya başlayan Türk haklarının terazi kefesine konacağı ân olacaktır. İşte o gün başımızda olacak yüceler yücesi, günün gerektireceği üstün kurtarıcılık vasıflarına göre, ruhiyle olduğu kadar cismiyle de Fatihten başkası olmayacaktır!!! Zira Türk Milletinin içindeki Fatihlerin harekete geçmeleriyle, onun, aynen sandukasını devirmiş, ayağa kalkmış ve kalabalıkların önüne geçmiş vaziyette meydana çıkması, iki hayali birbirine tıpatıp intibak ettirici en mesut ahengi doğuracaktır!!! Kendi içinde olmuş bir olmuş cemiyetin dışarıya doğru fetih hamlesini temsil eden Fatih, bu defa,aynı cemiyetin, hem kendi içine,hem de dışına doğru mefkûrevî fetih hareketinin timsali olacak; bu da, beş asırdır sandukasının içinde ders alan Fatih'in ulaştığı son kemâl haddini gösterecektir!!! Bu millet ölmiyecekse,bu Fatih dirilecektir!!!! Ben, Filistinli Çocuk!Ben, Filistinli ÇocukBen Filistinli Çocuğum!Yoksul, Aç Bir Dilim Ekmeğe, Bir Dilim Suya Muhtaç! Ben Filistinli Çocuğum! Açsa Güzel Çicekler Görmez Gözüm Bana Silah Uzanır Gül ve Çiçek yerine... Burda Gül Değil Gülleler Vardır Ben Filistinli Çocuğum! Unuttum Oynamayı Unuttum Oyuncakları Bir Tek Oyun var Bildiğim Sapan İle Savaşmak!.. Silahtan Başka Oyuncakta Göremedim Zaten Ben Filistinli Çocuğum! Doğduğumda Kendimi Savaş İçinde Buldum Gözümden Yaş Değil Kan Gelir! Ben Dövüşürüm Zulmün Tahtına Karşı! Oyun Nedir Tatmadım Ben Benim Oyunum Savaşmak Hem Oyunda Vurulursan Ebe Olunur Ben Oynarken Şehit Olurum!.. Ben Filistinli Çocuk! Ne Zaman Duyulacak Feryadım?.. Ne zaman Duyulacak Ahım?.. Ne Zaman!.. Ne Zamanı Yok Artık! Düşünecek Vakitte... Sen Okula Başladığında Ben Savaşta Olacağım Kitap Defter Göremeden Kuş Nedir Çiçek Nedir, Sevgi Nedir Bilemeden Ben Filistinli Çocuk! Söyleyin Nedir Benim Günahım?.. Ne Zaman Duyulacak Feryadım?.. Ne Zaman Duyulacak Ahım, Ne Zaman?.. Vatanında Garip Esir Gülmeyi Unutmuş Gözümden Boncuk Boncuk Yaş Değil Kan Gelen Çocuklarda Olduğunu Bilmenizi İsterim Ey Yeryüzü Çocukları!.. İnsanlık Ölmesin Diyenler!.. Kardeşsek Eğer; Gelin de Berber Gülelim! Beraber Oynayalım! Beraber Yaşayalım! VasiyetVASİYET İmansız askerin,korkak paşanın Bir boyuna bir de enine tükür. Kaçarken vurulup yere düşenin Bir leşine bir de kanına tükür. *** Ölürsen de hak yedirme,hak yeme; Aka kara,karaya da ak deme. Adaletten ayrılırsa mahkeme, Bir hakime bir de kanuna tükür. *** İlaç olsa içme düşman tasından Sakın taş attırma dost arkasından Kim ikiyüzlüyse tut yakasından Bir yüzüne bir de canına tükür. *** Millet parasından verdirme parsa; Edirne'den Van'a,Muğla'dan Kars'a Nerede sahte bir kahraman varsa Bir resmine bir de şanına tükür. *** Kesmekle kısalmaz cömerdin eli Yiğidin adına eklerler deli. Baban olsa bile Allahsız ölü Bir ruhuna bir de sinine tükür. *** Bırak hesabını ölüm kalımın İnanmışa zulmü ne ki zalimin Manayı reddeden sözde alimin Bir ilmine bir de fenine tükür. Abdurrahim Karakoç Cinnet Mustatili-Necip Fazıl KISAKÜREK![]() Üstadın hapishane anılarını kaleme aldığı, 'cinnetin tatile çıktığı yer' manasına gelen 'Cinnet Mustatili' isimli kitabından notlarım arasına yansıyan kısımlar.. Tek kelime ile muhteşem bir kitap... *** Ah biz;bizim halimiz! Mazlumlukta bu kadar da derinlere inilir mi? Biz indikçe karşı taraf, uzattıkça uzatıyor iten ayaklarını... Tamamen kanuni haklarımız önünde nefes almak kadar tabii bir hareketçiği bile cinayet saydırıyorlar. Ortalığa hâkim sürüye galip, birkaç yaygaracı şirret yüzünden bir(katakomp) hayatı yaşıyoruz. İster istemez boşlukta mekân işgal etme hassasına malik olduğumuz için, biz 25 milyon Türk, bu 2,5 kişiden adeta af dilemek mevkiindeyiz. Bu halimizi görmüyorlar da, bizi irticai ayaklandırmakla suçlandırıyorlar. Hayır, efendim; asıl siz küfrü ayaklandırmak ve Müslümanları büsbütün ezdirmek için bahane arıyor ve buluyorsunuz! *** 'Bir mısraı bir millete şeref vermeye yeter!..' Bu söz benim iman tarafım belli değilken, o hengâmede, bugünkü düşman cephesinin en kodaman kalemlerinden biri tarafından hakkımda kondurulmuş teşhistir. Yarabbi; nezdinde, kendimi, en aşağı müminlik mertebesinin ancak ayak tozlarını silmeye memur bir dereceye bile layık görmeyerek böyle bir iddiadan kemiklerim ürpererek kaydediyorum: Sadece senin dininden, hak olan yolundan, tek olan kapından nefret ettikleri için, nefret edilmek bana ne muazzam payedir! Bu payeyi bana sen, hayatım ve bütün insanların hayatı gibi, meccânen, yoktan, tek liyakat ve istihkâkım olmadan verdin; ve benim ağzımla değil, düşmanlarımın lisaniyle izhar ettin. Artık ben nasıl susabilirim? ' *** Küfür, varlık ve ruh hisarımızı baştanbaşa; taş taş yokladıktan sonra, bizi en zayıf bulduğu noktadan vurmak istiyor. O da, kendisini Müslüman sanan ve şuursuz bir şahadet kelimesi ve kalbin refakat etmediği beş vakit namazın sesi altında uyuyan insanları uyandırmak kabiliyetinde bir adam çıkınca, onu lekelemek, bu oyuna kolayca inandırmak; ve asırlar boyunca aldatılmış ve apıştırılmış olan bu kitleyi yine aldatıldığı vehmiyle dağıtmak, teker teker nefs deliğine kaçırmak, başsız ve rehbersiz bırakmak.. Anlıyor musunuz??? Allah rızası için bu hikmeti, anlayanlar anlamayanlara, bir kere, bin kere, milyon kere anlatsın! Sizin anlayacağınız, "Bu memlekette din serbesttir!" dedikleri şey, her ferdin, ikinci fertle bir irtibatı olmaksızın, kendisine benimsemekte güya hür olduğu o şuursuz şahadet kelimesiyle, kalbin ve idrakin refakat etmediği o beş vakit namazdan ibarettir. Böyle insanların ikisi, yirmi ikisi, yirmi iki bini veya yirmi iki milyonu da, iç halini bir yüz karası gibi gezdiren ve gizleyen bir tek fertten, tek fertçikten ibarettir. Hâlâ mı anlamıyorsunuz??? *** Kapıları kırmak , camları zangırdatmak , toplantıları dağıtmak , rüzgarı bekletmek , dalgaları dondurmak , mezar taşlarını tırmalamak ve haykırmak ve herkesin beni deli sanacağı, şu basit , son derece basit sözü söylemek istiyorum; "Allah var, daha ne istiyorsunuz? İşte her an yeni , her derde deva , her gayrete mesned ebedi haber! Allah var fakat bizim ondan, yalnız sorulduğu zaman haberimiz var!.. O da yok!.." *** Ne Malatya işini yapanların İslam ahlakı ve hikmetiyle alakaları vardı; ne de şimdi bana selam vermekten bile çekinenlerin böyle bir alakası var... Düşmanlarımız; gemi azıya almış olan küfür yobazları, bu yarım Müslümanlardan mı korkuyor? Ya tam Müslümanlarla dolu olsaydı bu diyar, ne yapacaklardı ?.. *** Beni seni olduğu kadar ahmak tahriklerini üfürenlerin nihayet bize değil, devlet büyüklerine hakaret ettiklerini, onları enayi farzettiklerini, aynı devlet büyükleri herhalde anlıyor. *** Bu nevi müslümanları düşünüyorum da ürperiyorum! Günahı ayrı, fakat en küçük duygu ve tefekkür çilesi olmadan bedava iman sahipliğinin bir şaheseriydi bizim faturacı bey... *** Gazetelerde bahsimiz uzaktan yakından yine tütüyor. Bu gün de şu: Güya mürteciler istanbul radyosuna bir tehdit mektubu göndermişler... Radyoda kadınların şarkı söylemesi günah olduğu için onları öldüreceklermiş... Bir bu eksikti! Zavallı mürteciler, namevcut mahluklar!.. Böyle şeyleri onlar düşünmüyor, onların adına din düşmanları tasarlıyor. *** Bizde hapishane, hiç bir suçun ıstırap ve intibah yatağı değil, her suçun tam teşekkül ve tekemmül akademisidir. O bir yılanlı kuyudur; ve bekçileri, içine değil yanlız kapağına hakimdir. Herkesi, her nevi insanı, kuyunun kapağını aralayıp buraya atarlar. Atılan, ister tırtıl veya solucan olsun...Ya kuyunun dibinde yılanlaşacak yahut yılanlara gıda olacaktır. *** "Müslümanlığı meneden mi var; Müslümanları istedikleri gibi ibadetten, camilere dolup dinlerinin bütün icaplarını yerine getirmkten alıkoyan mı var?" "Ah bü fikirler beni delirtti" demesi gibi Prens Hamletin, bu şeni tekerleme idrakimi yakıyor. Evet, Müslümanları meneden yoktur; yanlızca 25 mlyonluk bir kütlede her Müslüman, uyuzunu kaşır gibi bu halini en mahrem ve ferdi plana gömmeye, 25 milyoniyle böyle de olsa, iki buçuk ferdiyle içtimai ve maşeri sahada görünmemeye mahkum... Müslümanlığa meydan kapalı, gazete kapalı, kürsü kapalı, her türlü telin ve telkin ve ifade yolu kapalı, yanlız uyuzhane halinde doldurmalarına müsade edilen camiler açık. Bu hal, ortada camilerin cesedini bırakıp ruhunu sinsice idam etmekten farksız; ve belki camileri alelen yıkmaktan beter! O halde bu memlekette Müslümanlar, 25 milyon kişi değil, pek yakında geberip gitmesini bekledikleri bir tek kişidir. Zra ferd halinde hür, fakat cemiyet halinde mahkumdur o... Mahkum eden de hususi bir (klik)... *** _Size nasıl "güle güle!" desin? Ya beş yaşındaki çocuğu Büyük Doğu'cu diye tevkif ederlerse... *** Göğü kapatabilirler, bizi üstümüzden kilitleyebilirler, dişlerimizi ciğerlerimize geçecek şekilde ikibüklüm oturtabilirler, fakat zamanı doldurabilirler miydi? Sadece bu teselliye yapıştım; ve duvardaki "ah"lar, "of"lar, yazılar, resimler arasına cihanın en derin sözlerininden bir tanesi bildiğim bir levha astım hayalen: "Bu da geçer yahu!.." *** Nefs bir köpektir, ve kendisi için değil, hak için girişilen işlerde bile kendisine pay çıkarmaya bakar. Hak için hazırlanan bir yemeye nefsin sevdiği unsurları katmamak ve ona hiçbir şey tattırmamak çok zor! *** _Amma bu işin şaşmaz bir doğrusu var: gerçekten iman aşkı, cesaret, ümid, sabır, tevekkül... İnsanı yalnız bunlar kurtarabilir. Bunlarla dol ve ez kafasını ruhundaki ejderhanın!.. *** Bize bu acıları tattıranlara karşı Allah'ın en büyük intikamı, bu acılardan sonra ve bu acılar sayesinde ereceğimiz (erdiğimiz) ruh kuvvetidir. Ben bu satırları yazarken (ereceğimiz), siz bu satırları okurken (erdiğimiz) İnşallah... Dikkat edin; şimdiden "hamdolsun" diyorum. *** ...Bir de koğuşumun camekanlı giriş holünün arkasındaki Ebe Okuluyla, ta karşıdaki Haydarpaşa Lisesi arasında aşna-fişnalar... Bu nebati mahluklar, yumurtasından çıkarçıkmaz suya koşan ördeklerin iç güdülerini ne de parlak temsil etmekte!... *** Sabah, Merkez Komutanlığı... Tabutluklar dairesi... 1 metre genişlik ve 2-3 metre uzunluğunda, basık, içinde teneşirimsi tahta bir kerevet, boğucu, daha doğrusu çıldırtıcı hücre... Duvarlarda türlü türlü lekeler, tırmıklar, yazılar... Bir kan pıhtısı üzerinde insan saçları... Bu tabutluklardan bilmem kaç tanesinin yan yana sıralı olduğu bir dam altındayız. Beni ikiye bölünüp kendi kendimi yemeğe mahkûm eden bu türlü yalnızlıkların üzerimdeki tesirini "Paşa Kapısı" bahsinde gördünüz. Hele böylesi?.. Ya burada günlerce bırakılacak olursam?.. Ölümden beter!.. Hücrenin kapısındaki delikten bana bakan ere bir pusula uzatıp kumandana götürmesini istiyorum. Kumandandan ricam beni bir an kabul etmesidir. Kabul ediliyorum. Beni alıp kocaman avludan geçiriyorlar, Kumandanlık dairesinde bir kat yukarıya çıkarıyorlar ve kapısında "Merkez Komutan Yardımcılığı" yazılı bir odaya sokuyorlar. Orta yerdeki masada kır saçlı, penbe yüzlü, mavi veya açık elâ gözlü, bir kurmay yarbay veya binbaşı oturuyor. Etrafında da, her halde beni görmek için toplanmış, muhtelif rütbelerde, 10-12 subay... İsminin sonradan "Dâniş" olduğunu öğrendim kır saçlı kurmay sordu: - Ne istiyorsunuz?.. Kendisine, hücrenin üzerimdeki hususî tesirini anlatıyor, bunun bir mizaç ve hassasiyet meselesi, benim için dayanılmaz bir işkence olduğunu söylüyorum. Sırf bir kıyas unsuru diye de, yanıma bir kedi verilse teselli bulacak derecede yalnızlık vahşetinden ürkmüş bir insan olduğumu anlatıyorum.Kır saçlı kurmay, gayet sinsi bir gülümseyişle lütufkârlığını gösteriyor: - Peki, şimdi yanınıza bir kedi gönderirim! Kedi yerine yanıma, iri yarı bir yüzbaşı gönderildi. Bu yüzbaşının bana söylediği tek söz şu oldu: - O yazıları sen mi yazdın, namussuz?.. Ve yüzbaşı, eli, kolu, dili ve yolu bağlı adamı, posta erlerinin gözleri önünde, hallacın şilteyi dövmesi gibi, tokat, yumruk ve tekme altında hırpaladı. Gık demeden dayağı yedim. Ağzımdan süzülen bir kan şeridi, kendi acımı hissetmekten, ziyade kahramanımın edasını seyretmekten geri kalmadım. *** RüzgarRüzgar... Mermere desen gibi nakış nakış gönlüme Savaş ritmi işledi geçerken şu yıllar.. Duvarları sabırdan yürek yıkılmaz kale! Hangi yönden esersen es deli rüzgar!.. Bu sevda sürgününü uzatırken zamanlar Ruhumda filizlenir hasret adlı çınarlar Vurulsa her yanıma zincirler prangalar; Hangi yönden esrsen es deli rüzgar!.. Anlara bölünürken kurşun geçmez akşamlar Sabahı iple çeker kan taşıyan damarlar! Özgürce çırpınmayı düşlüyorken kanatlar; Hangi yönden esrsen es deli rüzgar!.. Eşref Ziya Terzi Nereye?Nereye?
Nereye? Nereden kaynıyor hayat ırmağı Artık ne mavilik ne pembe bahar! Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in ardından...Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in ardından... ![]() Ruh
Ya bin yıl, ya bin asır sonra o gün gelecek. Koklarken küllerimi mezarımda bir böcek O kadar yanacak ki, bir yüksüklük toprağım, Yerden bir damar gibi kopup fışkıracağım! Ve birden bakacağım, her tarafım bitişmiş, Başım, toprak altında bir mâden gibi pişmiş. Nefesten daha ince bir ipek kumaş derim; Fosfordan daha parlak, ince uzun ellerim. Dalacağım kendimin hayran seyrine, Diyeceğim: Bu dönen şeyler eski yerine, Benim diye baktığım şeyler miydi bir zaman? Külümün rüyası mı yoksa gördüğüm?.. Aman! Başımda açılacak fânilerin seması Ve onların taprağa gerçek diye teması, Bir tatlı vehim gibi içimi bayıltacak; Toprağın, koşacağım, üzerine yalınayak; Şehrin, dolaşacağım kuş gibi etrafında; Bir beyaz hayaletim upuzun çarşafında, Gezeceğim, doğduğum evin odalarını, Geceleyin, koskoca şehrin lâmbalarını, Bir keskin üfleyişim söndürmeye yetecek; Korku, şehrin çelikten sesini tüketecek. Her şey susacak o ân, çalınacak kapılar; Kiremitleri yaprak yaprak alan bir rüzgâr, Ağzımdan haykıracak, uzun, gizli, çapraşık... Erişilmez fikir ki, düğüm düğüm dolaşık... Sarıldıkça boşanan yumak, çözülen demet; Başı görünmez hayâl, sonu gelmez nedamet... NECİP FAZIL KISAKÜREK Necip Fazıl’ın ölüm anında son sözü...
Yıllar nasıl da su gibi akıp geçiyor...
Ünlü şairimiz Necip Fazıl Kısakürek vefat edeli bugün itibari ile tam 26 yıl olmuş. Sanki dün gibi... 26 Mayıs 1904 perşembe günü İstanbul'da doğan şair Necip Fazıl, 25 Mayıs 1983 tarihinde vefat etti. Günü gününe tam 79 yıl yaşadı. Milli Şairimiz Mehmed Akif’i vefatında nasıl ki gençlik omuzladı ise, merhum Necip Fazıl da benzer bir cenaze töreni ile toprağa verildi. Hatta hiç unutmuyorum, cenazesine katılan sınıf arkadaşlarımdan o gün Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından gözaltına alınanlar olmuştu. Kimin gözaltına alındığını ertesi günü sınıfın yarısı okula gelmeyince ancak anlayabilmiştik. O kadar zor, özgürlükler açısından o kadar sıkıntılı günlerdi. Mayıs ayı Necip Fazıl’ın hayatında hep sırlarla dolu oldu. Tam 26 yıl önce yine gizemli bir Mayıs gecesinde, takvimlerin 25 Mayıs 1983 gece yarısını gösterdiği saatlerde, hastalığının ilerlediği dakikalarda yatağından hafifçe doğruldu, elâ gözlerini pencereden dışarıya çevirdi, derin karanlığa baktı. Ne gördü bilinmez; ateşin verdiği etki ile kırmızıya yakın pembeleşen dudakları hafifçe kıpırdadı ve "Demek böyle ölünürmüş!.." dedi... Kimbilir belki de o an, ölüm meleğinin (Azrailin) evine teşrifini gördü... Nitekim bu söz sözlerinden hemen sonra şahadet getirerek son nefesini verdi. Geride güzel bir vasiyet bıraktı. Sevenleri de gereğini yaptı. Vasiyeti ilk okuduğum andan beri çok hoşuma gitti. Her cenaze töreninde merhum Necip Fazıl’ın vasiyetinde yer alan bazı maddeler gelir aklıma. Hele, Türkan Saylan’ın cenaze töreninde uzunca bir konuşma yapan ve evvelce de müftülük yaptığı söylenen din görevlisinin tutumunu görünce, Necip Fazıl’ın vasiyetini hatırlamamak mümkün değildi. Bu din görevlisi beyefendi kendisine yapılan alkışlardan çok hoşlanmış olacak ki, hemen başucunda dikildiği cenazenin yanında konuşmasını yaparken, ‘İslam geleneğinde alkış yoktur, dinimize göre cenaze şöyle uğurlanır...’ diye bir kez bile olsun hatırlatma gereği duymadı. Aksine, olan bitenden memnun gibi hali vardı. Halbuki o sırada çok sayıda kanal canlı yayındaydı. Onbinlerce kişi cami avlusunda ve yakın çevresinde, milyonlarca kişi de ekran başında cenaze törenini izliyordu. Eğer bu din adamı tam da böylesi bir anda İslam’a uygun cenaze uğurlaması nasıl olur meselesine sadece 1 dakika temas etseydi, şuna kuvvetle inanıyorum ki, din görevlisi olarak hayatını geçirdiği tüm zamanlar boyunca kazandığı sevaptan ve işlediği hayır amelden zannımca daha fazlasına o dakikalarda nail olurdu. Kime nasip olur ki aynı anda milyonlarca kişiye bir cenaze vesilesi ile de olsa hitap etmek. Bundan daha önemli fırsat mı olur. 20 dakika Türkan Saylan’dan söz ettiği kadar, 1 dakika da İslam’a göre cenaze adabı konusuna girseydi. Bu vesile ile, böylesine yararlı bir bilginin kendi cenazesinde toplumla paylaşılmasına vesile olan Türkan Hanım’ın da bu sevaptan hissedar olmasına zemin hazırlasaydı. Tam bu aksine bu beyefendi, tam da o noktada gerekli ikazları yapmamak suretiyle cenazeye alkış yapılması gibi çirkin bir davranışın meşrulaşma eğilimine girmesi gibi bir anlayışa da zemin hazırladı. Normalmiş gibi algılanmasına neden oldu. Yazımızı, merhum Necip Fazıl’ın uzunca vasiyetindeki cenazesinin nasıl kaldırılmasını istediği satırlarla bitirelim. Yazının bu kısmını, bahsi geçen müftü beyefendiye ithaf ediyorum. Necip Fazıl’ın vasiyetindeki ilgili kısımlar şöyle: “...Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir. Beni, ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz! Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna... Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede, kim olursa olsun, kadın... Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve "bid"at" belirtici hiçbirşey!... Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu... Sadece Fatiha ve Kur"an... Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak... Mevlid de istemem! Onu, uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur"an... Şimdi sıra en büyük dileğimde... Müslümanlardan, Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa, şunları istiyorum: Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın, benim için "Necip Fazıl"ın kaza borcuna karşılık" niyeti ile bir günlük (Beş vakit) namaz kılması ve yine birgün oruç tutması... Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir. Her ferdin, en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi... 70 bine dolması lazım... Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri... Ölünceye dek, üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. "Şey"en lillah" tabiriyle bana Allah için birşey veriniz! Yardımınızı esirgemeyiniz! Allah’ı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!... Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız! Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve
ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız! ”
Vasiyetin bazı bölümleri işte böyle...
Biz de kendisinin vasiyetine uyarak bu vesile ile Üstad Necip Fazıl’ı hatırlamış olduk. Ruhu şad olsun... Prof. Dr. Osman ÖZSOY / haber7 Sensiz...![]() Sensiz... Yollar sensiz yarını bekler Yürek sensiz hasreti yükler Bu can sensiz bahar neyler? Sehir sessiz sokak sensiz... Ey gülüm hayatn tadı yok sensiz ! Tadı yok sewdamın adı yok sennsiz ! Baharı seheri özlerim amma Güllerin kokusu gelmiyor sensiz !.. Günler geçmez sen gidince Yürek sızlar inceden ince Ölüm ne zormuş ölmeden önce Sehir sessiz sokak sensiz... Yolların nakış nakış işlerken beynime, Özlem hücrelerimin en uç noktasında yer buldu kendine.. Artık sossuzluğa bi tutkuyla bakıyor gözlerim. Ve artık üşümüyorum; Üşümüyor bedenim! Çünkü ayaklarım söz verdi beynime, Hissetiği çaresizliği hissettirmesin diye... Eşref Ziya Terzi Üşüyorum!.. (Yazcıoğlu)Mp3 BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun 25 yıl önce Mamak Cezaevi'nde yazdığı 'Üşüyorum' adlı şiir... ÜŞÜYORUM Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum Gözlerim parke parke taş duvarlarda Açılıyor hayal pencerelerim Hafif bir rüzgar gibi, süzülüyorum Kekik kokulu koyaklardan aşarak Güvercinler ülkesinde dolaşıyor Bir çeşme başı arıyorum Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp Mis gibi nane kokuları arasında Ruhumu dinlemek istiyorum Zikre dalmış her şey Güne gülümserken papatyalar Dualar gibi yükselir ümitlerim Güneşle kol kola kırlarda koşarak Siz peygamber çiçekleri toplarken Ben çeşme başında uzanmak istiyorum Huzur dolu içimde Ben sonsuzluğu düşünüyorum Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum Durun kapanmayın pencerelerim Güneşimi kapatmayın Beton çok soğuk, üşüyorum.. (Muhsin YAZICIOĞLU) BOYKOT BOYKOT BOYKOT! ________ Mideniz Kaldırmayacaksa, Bu Slaytı İZLEMEYİN!! (Tıkla İndir ve Başkalarına Gönder!) _________ İSRAİLDEN
'Yürek Dayanmıyor'sa Yedirme Paranı!
Mutlu Noeller!!![]() Mutlu Noeller Müslümanlar.. Mutlu Noeller Irak, Mutlu Noeller Filistin, Mutlu Noeller Çeçenistan, Mutlu Noeller Afganistan, Filipinler, Bosna, Ve daha bir çok islami mücadelenin yaşandığı beldeye Mutlu Noeller.. Sizlere Barış Getirildi, Çelik Gövdeli Araçlarla.. Bir sabah uyandığınızda karşınızda barış elçilerini gördünüz.. Ellerinde teknolojinin son icadı buketlerle size yeni bir dünya verdiler.. Annesiz, Babasız, Eşsiz, Kardeşsiz, Arkadaşsız, Kolsuz, Bacaksız Ucube bir dünya. Diğer Müslümanları da Unutmadılar Tabi.. En Modern Felsefeler, En Eğlenceli diyaloglarla onlarında ruhlarına eşsiz bir huzur verildi.. Önce Kurbanlık Kesmenin Hayvan katliamı olduğunu öğretildi, sonrasında Hindi kesmenin eğlenceli yönleri anlatıldı.. Sonra Peygamberlerine Hakaret edildi, Aşağılayıcı Karikatürleri çizildi, Sonrasında bir yılbaşı partisiyle bunlar unutulmaya çalışıldı.. Önce incittiler ama sonra noel babanın hediyeleriyle sevindirdiler.. Çocuklarına uyurken Sünnetin Emrini bir kenara atıp gece noel babanın gelmesi için dualar öğrettiler.. Irzlarına geçtikleri Iraklı kadınlara Noel günü Birer gül verip Üzüntülerini Dile getirdiler.. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinde birkaç mesajla geçiştirdiler, Noel gününü ise müslümanların ülkesinde, yorulmasınlar, eğlencelerinin tadına varsınlar, işleri kendilerini noeli kutlamaktan alıkoymasın diye Tatil yaptılar.. Biz ise bütün bunları unutarak, ehli küfrün, ehli kitabın amellerine, adet, gelenek ve göreneklerine muhalefet etmemiz gerekirken onlara eşlik ettik.. Hatta onlara kendi bayramımızı öğreten bir heyecan ve mutlulukla.. Halbuki islam bunu emretmiyor.. İslam Bunlar için Çetin bir ateş müjdeliyor.. Buyrun bu müjdeyi, ırzına geçilen kadınları, kimsesiz bırakılan çocukları, kolsuz bacaksız bırakılan insanları, düğün gecesi kocasının karşısında namusu kirletilen genç kızları noel gecesinde Hristiyan alemini yanlız bırakmayanlara karşı rahatlatan müjdeyi okuyalım… “Zulum yapanlara en ufak meyil göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. sizin Allah’tan başka velileriniz de yoktur sonra yardım da göremezsiniz." (K.Hûd (ll) 113.) Ve zulüm yapmış olanlara rükun etmeyin, yani, zulüm ve haksızlık yapanlara herhangi bir şekilde destek vermek, yakınlık gösterip yaltaklanmak şöyle dursun, meyil bile etmeyin, yüz vermeyin, ilgi göstermeyin ki sonra size ateş dokunur. Ve sizin Allah’dan başka dostlarınız yoktur, sonra mansur da olmazsınız, Allah’ın yardımına nail olamazsınız. Size dokunacak olan ateşten kendinizi kurtaramaz, kurtarıcı da bulamazsınız. (Elmalılı Tefsiri Hud 113) Bir Müslüman Kendi bayramında annesini babasını ziyaret etmeyi, kardeşlerine çocuklarına eş ve akrabasına hediye almayıp Unutup, hepsini noel günü hatırlıyorsa ozaman Allah’ın Onlara cevabı şu olacaktır.. Allah “Evet, öyle. Âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun” der. (Taha 126) Hazreti isa bir peygamberdir. Müslümanların nazarında bütün peygamberler Kutsaldır, hepsinin kalbimizde engin bir yeri vardır. Ancak Rabbimiz bizlere onları elçi, yol gösterici olarak gönderdi.. Hangi bir müslüman doğum gününde dansözler eşliğinde, içki masalarında, eğlence merkezlerinde haddi aşan bir eğlence düzenleyebilir? Bir müslüman bunu yapmazken nasıl olurda bir peygamberin Doğum gününde bunlar yapılır? Peygamber buna Razı gelir mi? Bir müslümanın dahi razı gelmediğinden Allah nasıl razı olsun? Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? O ne kötü varılacak yerdir! Al-i İmran(162) Uyan müslüman, Kendi dinine bak, tahrif edilmiş, adeta seni dininden çıkarmak için feda edilmiş bir dine uyma, o dinin mensuplarına aldanma, uyanık ol.. Nefsine gem vur, Kendine Mukayet ol, Kardeşlerine ettiklerini unutma.. Irzına geçenle aynı masada oturma.. Şerefini kirletenlerle eğlenecek kadar şerefsiz misin? Canına malına çoluk çocuğuna kastedenlerin eğlencesine gidecek kadar haysiyetsizmisin? İslam sana yeter.. İslam dairesi sana eğlence hakkı tanımadı mı? islam sana bayram günleri vermedi mi? islam sana seni tatmin edecek yollar sunmadı mı? Peki Allah Bunları sana Sormaz mı? Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O halde nasıl(haktan) döndürülüyorlar? Ankebut(61) Eğer bütün bunları da unutuyorsan Mutlu noeller sana Müslüman..!! Mutlu Noeller... Ben Filistin'li Çocuk .. !!Ben Filistin'li Çocuk .. !!
![]() Ben Filistinli çocuk… Sizin yuvanız gibi sıcacık, Benim de yuvam vardı ufacık. Siz ne kadar şanslısınız! Rüyalarınız bile şen, şakrak, Ben ise rüyamdan bile ağlayarak, Gece uykumun arasında, Uyanıyorum korkarak! Siz yaşadınız mı hiç? Top mermileri arasında bağırarak, Tankların altında ezilirken, Korkuyla uykudan uyandığınızı, Gördünüz mü hiç? ![]() Gündüz böyle, gece böyle, rüyada böyle, Hangisi gerçek, hangisi düş, Bilmiyorum ben de. Ben böyleyim işte, Ben, Filistinli çocuk! … Sımsıcak yuvalarınızda,
Anneniz, babanız, kardeşleriniz, Neşeyle yaşıyorsunuz siz. Ya ben? Ya ben nasılım? ... Zindanlarda sürünen, Haylini bile unuttuğum babam! ... Kim bilir nerede? ... Yaşıyor mu acaba? ![]() Üzülüp ağladığım zaman, Gelip başımı okşayan, Göz yaşlarımı silen bir babam olsaydı! ... Ama yok artık benim babam! Çünkü ben, babası zindanlarda çürüyen, Ona ağıtlar yakıp üzülen, Filistinli çocuk! ... ![]() Elinize bir diken batsa, Bir yeriniz kesilse, kanasa, Hele kolunuz, bacağınız kırılsa, Canınız nasıl yanar! ... Nasıl ağlarsınız değil mi acı acı! ... Ya ben nasılım? İşte ben buyum,
Ben, Filistinli çocuk! Benim acılarımı ancak, Ağaçlar, kuşlar kadar, Duyabiliyor musun sen? ... ![]() Nerde buzullar arasında sıkışıp kalan Balinaları kurtarmaya çalışanlar? ... Nerede petrole batan kuşlara, Üzülüp ağıtlar yakanlar? Nerede sokak köpeklerine acıyıp, Onlara yardıma koşanlar? ....
![]() Belki de hiçbir zaman, Artık olmayacak babam! ... Keşke ben de sizler gibi, Koşup "Baba! " diyebilseydim… Kollarına atılıp, sarılsaydım boynuna, Oyunlar oynasaydım onunla. ![]() Bir kuş, bir köpek, bir balina kadar Bana yardıma koşmayanlar! Ben inlerken zulüm altında, Ben ezilirken tanklarla, Kollarım kırılırken taşlarla, Herkes bana seyirci kalıyorsa, Utansın bütün insanlık! Utansın bütün dünya! ![]() İsrailli askerler tarafından, Kolları taşlarla kırılan, Bacakları tekmeyle, dipcikle ezilen, Feryadıma hayvanlar bile dayanamazken, Herkes tarafından seyredilen, Ben, Filistinli çocuk! ... ![]() Damarlarımdan süzülüp gelen kan! ... Ben kan akıtıyorum gözlerimden! ... Ben kan ağlıyorum ciğerimden! ... Yakında o da kuruyacak, Tıpkı göz yaşlarımın kuruduğu gibi! Çünkü ben olmayacağım artık! .. ![]() İlaç olsa içme düşman tasından Sakın taş attırma dost arkasından Kim ikiyüzlüyse tut yakasından Bir yüzüne bir de canına tükür. Millet parasından verdirme parsa; Edirne'den Van'a, Muğla'dan Kars'a Nerede sahte bir kahraman varsa Bir resmine bir de şanına tükür. Abdurrahim Karakoç |
|
|